Sir William Quiller Orchardson - The First Cloud

Can Es. ile mailleştik. Ona bayram hediyesi olarak internette denk geldiğim belki de en estetik amatör pornoyu gönderdim.

O ise bana hediye olarak bir resim gönderdi.

'Sen birleşmenin güzelliğini koydun, ben de birleşememenin güzelliğini.'

 Sir William Quiller Orchardson
The First Cloud, 1887

'Erol Adıgüzel' Hakkında Düşünmek

Erol Adıgüzel, Ağrı'da yaşayan ve işten atıldıktan sonra on dört yıl boyunca Sayısal Loto'nun bütün ihtimallerini yazmaya başlayan, bu binlerce sayfalık, milyonlarca ihtimali barındıran çalışmasını da on ciltte toplayan bir vatandaşımız.

Beş dakikada kodlanabilecek ufak bir bilgisayar kodu ile halledilebilecek bir iş için on dört yılını verebilen birinden söz ediyoruz. Belki de çevresinin söylediklerine kulağını tıkayıp, belki de çevresinden gizli gizli on dört yıl boyunca, her gün saatlerce kendisini sayılar, ihtimaller yazmaya adamış biri.

Bu kesinlikle bir aptallık hikayesi değil, belki müthiş bir delilik hikayesi olabilir ama bana bir noktada oldukça insani geliyor.

Hayatını bir şeye adayabilen, bu cesareti de azim ve sabır ile birleştirebilen pek insan tanımadım. Neticesinde çevresi tarafından onaylanması için insanlığa daha yararlı ya da daha ulvi bir amacı mı olmalıydı, diye düşünüyorum. Kendi varoluşunu dilediği gibi anlamlandırabilmesi bile bana yeterince ulvi geliyor.

Buradan kendisine, galiptir aslında mağlup olan diyor ve sevgilerimi içtenlikle iletiyorum.

Haberin kaynağı ve ekşisözlük yazarlarının yorumları.

The Kilimanjaro Darkjazz Ensemble - Dark Night Of The Soul



TKDE covers Sparklehorse/Dangermouse from the Dark Night Of The Soul concept album.

Footage shot on Super 8mm.
Filmed and Edited by Jason Köhnen.
This clip is a 8mm sketch using extra grain and 12 fps.
Kodak Tri-X film.

Sanırım hayatımda ilk defa, ücretsiz olarak da indirebileceğim bir parçaya altı euro verdim.

William Basinski - The Disintengration Loops


William Basinski'nin müziğini anlatacak kelimelerim yok, iyi ki de yok. Bir gün onun müzikte yaptığını sinemada yapabileceğimi, bunu başarabileceğimi umuyorum.

Lacan okumaya başladığım son günlerde The Disintengration Loops'unu dinliyorum.

Basinski, The Disintengration Loops serisinde, bazı eski, bozuk ses şeritlerini alıp, bir teypte döngüye sıkıştırarak şeritlerin bu döngü içerisinde parçalanırken çıkardığı sesler ile günümüzün sözde sanatçılarının o hala erişemedikleri derinliği yaratabilen bir minimalist. (Bu tanımı ekşisözlük'ten 'self abandonment' adlı yazardan alıntıladım.)

Uzun çalışmalarında yavaş yavaş tükenmenin, hep aynı umudu sürdürdükçe umut edilenin (melodinin) yapısının paramparça olduğu geriye sadece inadın ve nihayet nesnesi bile olmayan bir acının kaldığı şarkılardır. Trajedinin müziği bu, ümit etmeye, inat etmeye, mücadele vermeye devam etmeye rağmen tükenmenin, parçalanmanın, söyleyecek ve ilerleyecek elinde birşey kalmamanın müziği. Basinski'nin müziği umutsuz veya cıvık bir duygusallık içermez, onun manyetik bandı, film şeridi gibidir, duygularından bahsetmez, umudunun hangi şekillere girdiğinden biz onun ne duygular yaşadığını anlarız. (ekşisözlük/coincidencejokeopus)

“Memories are loops, our memories are made of loops. We have loops that constantly go around and around, sometimes it’s bad feedback loops that continue to plague people and cause them pain and stuff like that. These things need to be resolved. The loops helped me to resolve my own bad feedback loops and let them go. Our world is in a bad feedback loop right now. Feedback, when you put a microphone next to a speaker, it’s just a screech. Feedback needs to be surfed, you have to be very careful if you want to work with feedback because otherwise it just destroys everything. We’re at a point right now where we need to get rid of some bad feedback loops and it’s happening. It’s not gonna be pretty but eventually things will resolve.” demiş abimiz.

The Disintegration Loops'un onuncu yıl dönümü için kendisiyle yapılmış bir röportaja buradan, ve onuncu yıl için özel çıkarılmış box-set'e ise buradan ulaşılabilinir. (Bence alıp, bana hediye edebilirsiniz.)

Frans Zwartjes - Living


« Frans Zwartjes is a very peculiar, extraordinary filmmaker. His film all seem to exist completely disconnected from the real world. While one can assume this is at least partially due to the fact that he almost exclusively shoots interiors, the few times that his camera deviates into the outside world his unique lens still shows the world in utter disconnect. I spent a weekend watching 14 of his films (thirteen shorts and one feature), and at the end I felt like I had experienced the uncanny. Often times while viewing a Zwartjes film one gets the feeling that they're not supposed to be watching the film, that their act of viewing is transcending simple voyeurism and actually attaining violation. And this is why Zwartjes is amazing. (...) »  *

Farsça Küçük Prens


Sevdiğim bir abim ile İran'dan, Kiarostami'den, Füruğ Ferruhzad'tan, Sadık Hidayet'ten ve tabii ki Farsça'nın şiirsel yapısından uzun uzun sohbet ettiğimiz bir günün ertesinde, bana Küçük Prens'in Farsça kitabını ve bu kitabın seslendirilmiş versiyonunu hediye etmişti.

Arada bir açıp, anlamdan sıyrılıp kendimi Farsça'nın şiirsel fonetiğine bırakarak dinliyorum.

Smog


Smog; aslında çok şey anlatmak isteyip de hakkında konuşmak yerine dinlemeyi sevdiğim bir müzik, grup, oluşum.

Oluşum diyorum zira; bu dinlediğimiz bariton sesli, kendi müziğini lo-fi, (haklı) underground rock ya da alternative country (haklı) olarak tanımlayan abimiz Bill Callahan'ın neredeyse her albümde başka müzisyenlerle çalışması.

Bill Callahan, on iki albüm çıkarmasına rağmen janrından dışarı çıktığına çok nadir şahit olduğumuz, sevdiğimiz bir abimiz. Bu sevgili abimizin solo çalışmalarının yanında 2010 yılında çıkardığı ''Letters to Emma Bowlcut'' isimli mektup-roman kitabı da bulunuyor.

Kendisi bana her zaman Cenk Taner'i anımsatıyor.
 
Tanımlar ile başımız bir şekilde dertte ya, şayet müziğini bir cümlede tanımlamak istesem ve klişe tabirlere sığınıp ''hani böyle'' ile başlayan bir cümle kullanmam gerekse; hani böyle yaz tatili bitmiştir, eylül ayının ilk haftaları gelmiştir ve sahilde tek başına oturduğun, her beş dalgadan sadece ikisinin kıyıya ulaşabildiği kadar sakin bir anıyı sadece yağmur sinekleri bozar ya, insanın içi bir anlık da olsa istemsizce huzursuzlanır.

İşte ruhumu böylesi bir huzursuzluk sarıyor.

*

Evgen Lisniak


2013 yılının Şubat ayında Amsterdam'dan Prag'a, Prag'tan ise Berlin'e geçtim. Prag'ta geçirdiğim kısıtlı zaman içerisindeki en değerli anlarımdan biri, Kaan ve ismini şu an anımsayamadığım bir Türk kız ile birlikte, son Prag günlerimizin gecesinde (öbürüsü gün Kaan ile biz Berlin'e mi geçmiştik yoksa kız İstanbul'a mı dönmüştü? Berbat bir pandomim gösterisi izlemiştik. Ben paraya kıyıp şekerli hamur halkalarından almıştım. Çok güzel kokuyorlardı. Meydanda bir adam alevler ile gösteri yapıyordu. Pandomim gösterisinin yarısından çıkıp kaldığımız yere kadar yürürken Radiohead dinlemiştim.) bir kemerin altında kıyıda gizlenmişcesine oturan bir adam akordiyon çalıyordu.


Bir süre üçümüz de olduğumuz yerde donduk kaldık, dakikalarca adamı dinledik. Müthişti. Cebimizde kalan sınırlı Çek Korunalarını hiç çekinmeden adama sunduk, o da bize Bach'ın, Vivaldi'nin, Chopin'in, Albenis'in, Brahms'ın, Piazzolla'nın ve Derbenko'nun eserlerini akordiyonu ile yorumladığı parçalar ile dolu bir cd'sini verdi.

İşte Ukrayna menşeli Evgen Lisniak ile Prag sokaklarında böyle tanıştım. Verdiği cd, aylar sonra İstanbul'da aklıma geldiğinde hemen bilgisayara koydum lakin cd'nin boş olduğunu anladım.

*

John Lurie - If You Marry Me We Can Live Here


Chris Ware: The New Yorker's Mother's Day Cover


(...)
I like to imagine that my grandparents were always progressive, tolerant people in favor of things we now take for granted, but I know that’s probably wishful thinking. I’m not even sure about myself in this regard. Fortunately, we humans are incessant editors, never happy with the first draft of anything. This tendency towards revision can cause problems, though. For example, most memories I have of my daughter as a baby have been systematically and irrationally replaced by a mental image of how she appears now—an eight-year-old—because I simply can’t believe she was ever so small. In fact, when she was born, one of my friends, while cradling her fragile seven pounds, couldn’t believe it then, saying, “God, why don’t we just die the second we’re born? We’re so delicate and vulnerable!” My wife’s mother, who was visiting, didn’t miss a beat: “It’s mothers, honey. It’s our job to make sure that never happens.” Well, score one for Moms, I thought.
(...)
So, a final draft: happy Mothers’ Day, moms. We are grateful to, and love, you all.
Chris Ware *