müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Kilimanjaro Darkjazz Ensemble - Dark Night Of The Soul



TKDE covers Sparklehorse/Dangermouse from the Dark Night Of The Soul concept album.

Footage shot on Super 8mm.
Filmed and Edited by Jason Köhnen.
This clip is a 8mm sketch using extra grain and 12 fps.
Kodak Tri-X film.

Sanırım hayatımda ilk defa, ücretsiz olarak da indirebileceğim bir parçaya altı euro verdim.

William Basinski - The Disintengration Loops


William Basinski'nin müziğini anlatacak kelimelerim yok, iyi ki de yok. Bir gün onun müzikte yaptığını sinemada yapabileceğimi, bunu başarabileceğimi umuyorum.

Lacan okumaya başladığım son günlerde The Disintengration Loops'unu dinliyorum.

Basinski, The Disintengration Loops serisinde, bazı eski, bozuk ses şeritlerini alıp, bir teypte döngüye sıkıştırarak şeritlerin bu döngü içerisinde parçalanırken çıkardığı sesler ile günümüzün sözde sanatçılarının o hala erişemedikleri derinliği yaratabilen bir minimalist. (Bu tanımı ekşisözlük'ten 'self abandonment' adlı yazardan alıntıladım.)

Uzun çalışmalarında yavaş yavaş tükenmenin, hep aynı umudu sürdürdükçe umut edilenin (melodinin) yapısının paramparça olduğu geriye sadece inadın ve nihayet nesnesi bile olmayan bir acının kaldığı şarkılardır. Trajedinin müziği bu, ümit etmeye, inat etmeye, mücadele vermeye devam etmeye rağmen tükenmenin, parçalanmanın, söyleyecek ve ilerleyecek elinde birşey kalmamanın müziği. Basinski'nin müziği umutsuz veya cıvık bir duygusallık içermez, onun manyetik bandı, film şeridi gibidir, duygularından bahsetmez, umudunun hangi şekillere girdiğinden biz onun ne duygular yaşadığını anlarız. (ekşisözlük/coincidencejokeopus)

“Memories are loops, our memories are made of loops. We have loops that constantly go around and around, sometimes it’s bad feedback loops that continue to plague people and cause them pain and stuff like that. These things need to be resolved. The loops helped me to resolve my own bad feedback loops and let them go. Our world is in a bad feedback loop right now. Feedback, when you put a microphone next to a speaker, it’s just a screech. Feedback needs to be surfed, you have to be very careful if you want to work with feedback because otherwise it just destroys everything. We’re at a point right now where we need to get rid of some bad feedback loops and it’s happening. It’s not gonna be pretty but eventually things will resolve.” demiş abimiz.

The Disintegration Loops'un onuncu yıl dönümü için kendisiyle yapılmış bir röportaja buradan, ve onuncu yıl için özel çıkarılmış box-set'e ise buradan ulaşılabilinir. (Bence alıp, bana hediye edebilirsiniz.)

Smog


Smog; aslında çok şey anlatmak isteyip de hakkında konuşmak yerine dinlemeyi sevdiğim bir müzik, grup, oluşum.

Oluşum diyorum zira; bu dinlediğimiz bariton sesli, kendi müziğini lo-fi, (haklı) underground rock ya da alternative country (haklı) olarak tanımlayan abimiz Bill Callahan'ın neredeyse her albümde başka müzisyenlerle çalışması.

Bill Callahan, on iki albüm çıkarmasına rağmen janrından dışarı çıktığına çok nadir şahit olduğumuz, sevdiğimiz bir abimiz. Bu sevgili abimizin solo çalışmalarının yanında 2010 yılında çıkardığı ''Letters to Emma Bowlcut'' isimli mektup-roman kitabı da bulunuyor.

Kendisi bana her zaman Cenk Taner'i anımsatıyor.
 
Tanımlar ile başımız bir şekilde dertte ya, şayet müziğini bir cümlede tanımlamak istesem ve klişe tabirlere sığınıp ''hani böyle'' ile başlayan bir cümle kullanmam gerekse; hani böyle yaz tatili bitmiştir, eylül ayının ilk haftaları gelmiştir ve sahilde tek başına oturduğun, her beş dalgadan sadece ikisinin kıyıya ulaşabildiği kadar sakin bir anıyı sadece yağmur sinekleri bozar ya, insanın içi bir anlık da olsa istemsizce huzursuzlanır.

İşte ruhumu böylesi bir huzursuzluk sarıyor.

*

Evgen Lisniak


2013 yılının Şubat ayında Amsterdam'dan Prag'a, Prag'tan ise Berlin'e geçtim. Prag'ta geçirdiğim kısıtlı zaman içerisindeki en değerli anlarımdan biri, Kaan ve ismini şu an anımsayamadığım bir Türk kız ile birlikte, son Prag günlerimizin gecesinde (öbürüsü gün Kaan ile biz Berlin'e mi geçmiştik yoksa kız İstanbul'a mı dönmüştü? Berbat bir pandomim gösterisi izlemiştik. Ben paraya kıyıp şekerli hamur halkalarından almıştım. Çok güzel kokuyorlardı. Meydanda bir adam alevler ile gösteri yapıyordu. Pandomim gösterisinin yarısından çıkıp kaldığımız yere kadar yürürken Radiohead dinlemiştim.) bir kemerin altında kıyıda gizlenmişcesine oturan bir adam akordiyon çalıyordu.


Bir süre üçümüz de olduğumuz yerde donduk kaldık, dakikalarca adamı dinledik. Müthişti. Cebimizde kalan sınırlı Çek Korunalarını hiç çekinmeden adama sunduk, o da bize Bach'ın, Vivaldi'nin, Chopin'in, Albenis'in, Brahms'ın, Piazzolla'nın ve Derbenko'nun eserlerini akordiyonu ile yorumladığı parçalar ile dolu bir cd'sini verdi.

İşte Ukrayna menşeli Evgen Lisniak ile Prag sokaklarında böyle tanıştım. Verdiği cd, aylar sonra İstanbul'da aklıma geldiğinde hemen bilgisayara koydum lakin cd'nin boş olduğunu anladım.

*

Francois Couturier - A celui qui a vu l'ange


Tutunamayanlar'ı okurken, ilk üç yüz sayfa kadar, Francois Couturier'ın Tarkovsky'nin sanatının ona çağrıştırdıklarını müzik aracılığı ile açığa vurduğu Tarkovsky Quartet' albümünü dinlemiştim. Bu parça da, albümün ilk parçasıdır. Lezizdir.

Kim Kashkashian - Hayren (Music of Komitas and Tigran Mansurian)


Kim Kashkashian - viyola
Robyn Schulkowsky - perküsyon
Tigran Mansurian - piyano,vokal

Şahan Arzruni - Komitas, Complete Works for Piano


Şahan Arzruni'nin adını bir gece yarısı araba kullanırken radyodan duymuştum. Yaptığı önemli çalışmalardan bahsediliyordu. Bu çalışmaların sonuncusu ise ünlü Ermeni müzisyen Komitas'ın eserlerini bir albümde toplayıp, yorumlamasıydı. İşte Arzruni'yi de, Komitas'ı da bir gece yarısı böyle bir rastlantı sonucu keşfettim.

Bu yeni çalışma sayesinde keşfettiğim Arzruni'nin, Komitas kadar olmasa da çok önemli bir müzik adamı olduğunu düşünüyorum.

The Voice of Komitas Vardapet (1995)



The Voice of Komitas Vardapet, Komitas Vardapet'in 1912'de kendi kaydettiği parçaların 1995 yılında temizlenip, toplanmasından oluşan bir albüm. Parçalar, belki gündelik yaşantınızda, rutinlerinizde dinlemek istemeyeceğiz türde. Ancak bu albüme vakit ayrılması zaruri çünkü ruhun bir nebze olsun arınması ve insanın benliğinin derinliklerde dolaşmasına olanak vermesi açısından önemli bir eserleri bünyesinde barındırıyor.

Komitas Vardapet


Komitas Vardapet, 1869-1935 yılları arasında yaşamış Ermeni  bir etno-müzikolog, yorumcu ve rahiptir. Kendisi Ermeni müziğinin babası olarak kabul edilir. Folklorik Ermeni müziğine dayanarak ulusal poliphonik bir stil geliştirmiştir. 4000'den fazla geleneksel ermeni müziğini toplamış ve düzenlemiştir.

Guardian'da hakkında çıkan bir yazı buradan okunabilir.

Komitas Vardapet, Anadolu'yu karış karış gezmiş ve her köyün, her vilayetin yerel ezgilerini toplayıp muazzam bir koleksiyon oluşturmuş biridir. Lakin 1915 tarihindeki Tehcir Kanunu ile diğer tüm Ermeni okur-yazarlar ile birlikte Komitas da götürülüp, hapse atıldı ve Halide Edip'in çabalarıyla kurtarıldı. Kurtarıldıktan ve İstanbul'a döndükten kısa bir sonra akıl sağlını yitiren Komitas, önce Şişli'deki La Paix hastanesine, ardından hayatının son 20 yılını geçireceği Paris'teki bir senatoryuma yatırıldı. Hayatının son 18 yılında hiç piyano çalmadı, beste yapmadı, şarkı söylemedi ve konuşmadı. 20 Ekim 1935 tarihinde Paris'te öldü.

Bu topraklarda ona zincir vurmak, onun delirmesine sebep olmak sanırım yapılmış en büyük hatalardan biridir.

Eserlerinin çoğu günümüzde kayıptır.

* Virtual Museum of Komitas
* The Voice of Komitas Vardapet (1912'de Paris'te kaydedilen, tamamı kendi sesinden oluşan parçaları içeren albüm)
* Kim Kashkashian - Hayren (Music of Komitas and Tigran Mansurian)
* Şahan Arzruni - Komitas, Complete Works for Piano

24 Nisan by Gomidas on Grooveshark 
(1910-19 yılları arasında bir tarihte, Üç Horan Kilise'sinde yapılmış olması muhtemel orjinal bir kayıt)

Existentialism in Radiohead

Existentialism is a unique school of thought. While other types of philosophy seek to resolve questions of right and wrong, good and bad, meaning, purpose, and truth in terms of logical arguments and definite answers, existentialism is an attitude. Existentialism is about the mood in which we perceive and react to these questions. There is a consideration that there might not be answers to the questions we have, which means we must try to learn to live despite the life we are given.

Lotus Flower - Jacques Greene RMX


Released by: Ticker Tape Ltd
Release/catalogue number: TICK003D
Release date: Jul 4, 2011
ISRC: GB-U4B-11-00014

Daha fazlası için

Kahinar


Tuğçe Şenoğlu, 1985 yılında İstanbul’da doğdu. Müzikli, resimli bir çocukluğun ardından fotoğrafla tanıştı. İlk fotoğraf sergisini Galata Perform’un Görünürlük Projesi’ne bağlı olarak 2 yıl önce gerceklestirdi. Son dönemde Serkan Alkan ile kurdukları Kahinar isimli grupla müzik hayatına devam ederken bir taraftan da Türkiye’deki “underground” müzik gruplarının konu edildiği bir fotoğraf projesi hazırlıyor.

Sessiz Gemi


 
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahetten elemli
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Yahya Kemal Beyatlı

Volkan Aydemir'in 'Fazıl Say - Black Earth' Video Art Çalışması


Volkan Aydemir'in, Fazıl Say'ın Black Earth (Kara Toprak) adlı eserine yapmış olduğu bağımsız bir video art çalışmasıdır.

Lars Von Trier, Copenhagen, April 13, 2011

 
 "It was like waking from a dream: my producer showed me a suggestion for a poster. “What is that?” I ask. ”It’s a film you’ve made!” she replies. ”I hope not,” I stammer. trailers are shown ... Stills ... It looks like shit. I’m shaken.

Don’t get me wrong ... I’ve worked on the film for two years. with great pleasure. But perhaps I’ve deceived myself. Let myself be tempted. Mot that anyone has done anything wrong ... On the contrary, everybody has worked loyally and with talent toward the goal defined by me alone. But when my producer presents me with the cold facts, a shiver runs down my spine.

This is cream on cream. A woman’s film! I feel ready to reject the film like a wrongly transplanted organ.

But what was it I wanted? With a state of mind as my starting point, I desired to dive headlong into the abyss of german romanticism. Wagner in spades. That much I know. But is that not just another way of expressing defeat? Defeat to the lowest of cinematic common denominators? Romance is abused in all sorts of endlessly dull ways in mainstream products.

And then, I must admit, I have had happy love relationships with romantic cinema ... To name the obvious: Visconti! German romance that leaves you breathless. But in Visconti, there was always something to elevate matters beyond the trivial ... Elevate it to masterpieces! I am confused now and feel guilty. What have I done? Is it ’Exit Trier?’ I cling to the hope that there may be a bone splinter amid all the cream that may, after all, crack a fragile tooth ... I close my eyes and hope!"

Lars Von Trier, Copenhagen, April 13, 2011.