şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aslı Serin'in İsmini Bilmediğim Bir Şiiri

tam kestiremediğim bir nedenden ölüyorum
saçlarımı tararken düşündüm
uzamışlar

bunu içinde ateş geçmeyen bir dizeyle
anlatabilmem mümkün değil
sen öyle uzun bakarken… mümkün değil
içimizden biri konuşmaya başladığında
birikmiş şeyleri bozdurma çabası
-görülmeye değer çabası-
çürümeye karşı etkili bir yöntem olmayabilir
bunu avrupa birliği maceralarımızla da anlatabilirdim
ama seni son öptüğümde
sanata ve sanatçıya saygımı yitirdim
hayli kolay oldu
şehirli olmak böyle bir şey olmalı

sokaklar uzuyor sen uzuyorsun
kapanması kapının uzuyor
güneş ve yaz, yazdıkça uzuyor
ben sana çok fena kesiğim
unutacaklarımı seçebilseydim kesiklerimden başlardım
ruhum olduğuna inanmak istiyorum
oldukça sakinim

bak uzun acıyor daha uzun en uzun
uzun da ölebilirim icabında uzun saçlarımla
en az bir tane dolabında herkesin
siyah elbisesi olmalı bunun için
gerekler, gereçler, geçerler
bana bir sır verme, abartıyor olabilirim
-aslı çok tedirgin ediyossun beni
olabilirim
o zaman başka şeylere inanıyordum

dilin her şeyi bozabilecek gücüne
şarkıya girebilmek için ses gerekliliğine
önce bedenler evet der, en son yaralar peki
her tene uygun siyah elbiseler ve
evet evet peki

palavraları geçebilseydik, başlayacaktım

aslı serin.

Yannis Ritsos - Moonlight Sonata


A spring evening. A large room in an old house. A woman of a certain age, dressed in black, is speaking to a young man. They have not turned on the lights. Through both windows the moonlight shines relentlessly. I forgot to mention that the Woman in Black has published two or three interesting volume of poetry with a religious flavour. So, the Woman in Black is speaking to the Young Man:

Let me come with you. What a moon there is tonight!
The moon is kind – it won’t show
that my hair turned white. The moon
will turn my hair to gold again. You wouldn’t understand.
Let me come with you ...
When there’s a moon the shadows in the house grow larger,
invisible hands draw the curtains,
a ghostly finger writes forgotten words in the dust
on the piano – I don’t want to hear them. Hush.

Let me come with you
a little farther down, as far as the brickyard wall,
to the point where the road turns and the city appears
concrete and airy, whitewashed with moonlight,
so indifferent and insubstantial
so positive, like metaphysics,
that finally you can believe you exist and do not exist,
that you never existed, that time with its destruction never existed.
Let me come with you ...

Vasiyetimdir

Vasiyetimdir;

Mezar taşıma Sylvia Plath'ın iki dizesi yazılsın.

ayakları şöyle der gibiydi;
çok uzaklara geldik, her şey bitti.

Hakan Günday - Dünyanın En Kuvvetli Doğuştan Şairi

Bir adam hatırlıyorum. 1887 yılında, dünyaya Lozan adlı bir kentten gelen. Fabian Avenarius Lloyd adıyla ayak bastığı yerin yüzünü Arthur Cravan olarak terk eden. Halasıyla evli olduğunu öğrendiği anda öz babası olarak kabul ettiği Oscar Wilde’a Dünyanın Kralı unvanını veren. Boksla başladığı spor hayatına şiirle devam edip şiirle başladığı sanat hayatını boksla sürdüren. Manşeti “Zafer bir Skandaldır!” olan ve içi, kolaj, şiir, makale ve hakaretlerle dolu. Şimdi adlı bir dergiyi tek başına hazırlayıp Paris sokaklarında el arabasıyla satan. Dadaizm öncülerinin hayranlık ve korkuyla izledikleri bir adam. Düzenlediği tek kişilik gösterilerde izleyicilere kurusıkı tabancalarla ateş eden ve gösteri afişlerine şöyle yazmış bir adamı hatırlıyorum:

“Gelin ve Şair Arthur Cravan’ı görün (Oscar Wilde’ın yeğeni)!

Boks Şampiyonu, İki metre ve 125 kilo!
Konuşacak, Dövüşecek, Dans edecek, Soyunacak
Ve sözleri bittiğinde intihar edecek!”

Edip Cansever - Mendilimde Kan Sesleri

Her yere yetişilir 
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama 
Çocuğum beni bağışla 
Ahmet Abi sen de bağışla 

Yannis Ritsos - Umarsız Penelope ve Başka Şiirler

Sana bu pembe bulutları göstermek istiyorum gecede.
Ama görmüyorsun. Gece olmuş –insan neyi görebilir ki?
Artık senin gözlerinle görmekten öte bir seçeneğim yok, diyor
demek ki yalnız değilim, yalnız değilsin. Gerçekten de
birşey yok sana gösterdiğim yerde.
Sadece gecede bir araya gelmiş yıldızlar, yorgun,
bir kır eğlencesinden kamyonla dönen insanlar gibi,
hayal kırıklığına uğramış, aç, hiçbiri türkü söylemeyen,
terli avuçlarında ezik yaban çiçekleri.
Ama ben direteceğim, diyor, görmekte ve sana göstermekte,
çünkü sen görmezsen, sanki ben de görmemiş olacağım
-hiç değilse senin gözlerinle gözlerinle görmemekte direteceğim-
ve belki bir gün buluşacağız başka yönlerden gelip.

Çeviren: Cevat Çapan



Behçet Aysan - Bir Eflatun Ölüm

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.

behçet aysan

Sessiz Gemi


 
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahetten elemli
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Yahya Kemal Beyatlı

Behçet Necatigil - Solgun Bir Gül Dokununca

Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca

Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kağıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca

Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.

Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda
Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca

Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda

Akşamlara gerili ağlara takıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.

Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta, ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.


Behçet Necatigil

Cemal Süreya (doğum. 1931 / ölüm. 9 Ocak 1990)

"...yalnızlık, bir ovanın düz oluşu gibi bir şey."
Cemal Süreya (doğum. 1931 / ölüm. 9 Ocak 1990)

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Ölü

Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.

Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...

Fazıl Hüsnü Dağlarca

'Cadde soğuktu, kalabalıktı. İçi bulanıyordu. Sanki dudaklarının derisi kabuk kabuk kalkmıştı,. Yaladı; Ağacami'nin duvarı dibine tükürdü. Kusmaktan korktu. Geçenler ona bakıyorlardı. Yürüdü. "Bu caddenin elbet tenha olduğu zamanlar da vardır. Hiç görmedim ben. Kim bu insanlar? İşten mi dönüyorlar; eğlenceye mi gidiyorlar? Şu adamın burnu Gide'nin burnuna benziyor. Ama nasıl da kasvetliler. Bunların içinde 'meçhul denizlerde balık' olmayı isteyen var mı acaba? Belki şu hep önüne bakan adam... Ne güzel okumuştu bu şiiri. Gözleri sulanmıştı. Yoksa kız mısın? Ya karşıki şaşı kadın, durmuş kimi bekliyor? Koş, bayım, koş; bu caddeden. Yetişemeyecek.' (Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabından alıntı.)

Haiku

Eriğin çiçekli dalı
Kendini kıran adama
Uzatıyor kokusunu.
      *   
To the one breaking it ---
the fragrance
of the plum.
Chiyo-ni /Kaga no Chiyo (1701-1775)

Ekşisözlük'teki bir yazıdan öğrendiğime göre, Roland Barthes, 'Romanın Hazırlanışı' adlı kitabında Haiku'nun çözümlemesini/incelemesini yapmış. Bu Japon şiirini yazabilmek için sadece doğru hece ölçüsünü tutturmak yeterli değilmiş. Bu düşünce ile de her üçlüğün Haiku sayılamayacağını, içerik ve biçimle ilgili daha başka nitelikler barındırması gerektiğini, Haiku'nun doğu düşüncesinin tam bir özeti olduğunu, batı şiiri gibi eğreltilemelerle boğulmadığını hatta bu biçimin eğretileme ne bilmediğini, her şeyi kendi içinde anladığını ve öyle yansıttığını, zaman, mekan ve hava durumuna/mevsimlere çok daha duyarlı olduğunu ve bunları sadece bir motif olarak kullanmaktan daha çok şiirin özünü oluşturan şeyler olduğunu, Haiku'nun aslında batı edebiyatındaki romanın özünü çok iyi kavradığını, bunu çok konsantre bir biçimde yaptığını, olabilecek en kısa anın, olabilecek en yalın şekilde hissettirildiğini ama bunu yaparken betimlemeden çok daha başka yöntemler geliştirdiğini ve bunun batı edebiyatına ne kadar uzak ve belki de yaratmanın batı edebiyatına nazaran çok daha zor olduğundan bahsetmiş.

Barthes, Proust'un sekiz ciltte yapmaya çalıştığını -ve yaptığını- Haiku'nun çok daha kısa bir biçimde yerine getirdiğini söylemiş.

Haiku bir anın resmini gözünün önüne getiren en güzel biçimlerden biridir. Japon resmine de bu gözle bakıldığında özlerindeki benzerliği görmek için çok da bilmeye gerek yoktur.

Haiku'nun sinema ile etkileşimi girdiği anları düşünüyorum. Akira Kurosawa'nın hayatını anlattığı kitabında Haiku'ya olan düşkünlüğünden bahsettiğini hatırlıyorum. Kurosawa'nın filmlerinde Haiku'nun izlerini görebiliriz. Tarkovsky'nin sinemasının da şiirden beslenen bir aşkınsallığı barındırdığı düşünüyorum. Kendisi, babasının şair olmasından dolayı, şiire küçük yaşta ilgi duyuyordu. Elimde somut bir kanıt yok ama Tarkovsky'nin Haiku okumayı sevdiğinden, Haiku dizelerinden etkilendiğinden eminim. Kendisinin sinemada yaratmaya çalıştığı şey tam da Haiku'nun şiirdeki karşılığıydı.

Bir proje olarak 'Haiku filmleri' yapılabilir. Düşünmem gerek.

Tamer Sağır - B'nin Şiiri

Çam devrildi, son görmelerim diye paniğim
Çantasına attığım muskaları görürse diye annesi
Bahar gelmiş, yeni bir darbe planı yapılmış; bana ne
Dürüp kalbimi soktum en sevdiğim kitabın içine
Ama yok; haberin var mı olandan bitenden.

Şu günlerde hep mısır çarşısında geziyorum
Hep sultanahmet'te ; hangi çiçek ne zaman açar solar
Hangi baharatın fiyatı ne kadar biliyorum
En çok huş ağacının yere serilişini seviyorum.
Bakırcılar, tenha kalabalıklardaki çocuklar
Reşit bir hikayeye burun kıvırmış aşklar ve aşklar...
Ve hep sordum seni; gelenden gidenden

Annemden dayak yemem bu yaşta ya da tokatını Allah'ın
Sabit olan her şey çürür diye gezdirdiğim canım
Güneşe çıkan kedi ve köpeklerin mutluluğuna ağlamamdan az çok.
Duygusal bir günahkârım bu aralar, "romantik" bir şirk
Yine de Allah büyüktür dedim hep içimden içimden

Benim odama artık melekler inmiyor; ne bu cennet budalalığı
Anlamadığım pek çok şey var geceleri yatağımı döndüren
Geceleri,rüyama giren şeyhim dua et diyor bol bol ve unut
Ben aşk'a çıkan kelimeleri buluyorum sözlükten.

Tamer Sağır / Kırçıl.

Turgut Uyar - El Ediniz Uzaklardan Ferdane Hanım

Sıkılmışlık, işiyle meşgul bir sevgiliyi kütüphanede bezgin bir şekilde ama bunu ona belli etmeden bekleme durumları olmasa, bu şiiri Mel keşfedemezdi ve hemen beni çağırıp, okutamazdı.

Kitap-lık'ın 152. sayısında ilk kez yayımlanan bu şiir, Ahmet Eken'e, bundan yirmi yıl önce kendisiyle bir dönem arkadaşlık yapan Turgut Uyar'ın büyük oğlu Tunga Uyar tarafından verilmiş. Daha sonra, Ahmet Eken aracılığıyle Turkuaz Sahaf'ın sahibi Emin Nedret İşli'ye teslim edilen şiir, sonunda Erhan Altan'ın eline ulaşmış.

Deniz Tortum - Dünya / Earth


tatlı ve rüya anların dünya.
tüm kaybediliş özendirilirse,
gerçekten sorup, gerçekten söylerse,
kaybediş kavuşturur dünya.
nasıl gözlerinde karanlıklar,
nefret-içi geçmiş zaman dışına.
aşkın tüm aşk parçalarına.
belki bir gün birbirimizi severiz.
beni yalnız bırakma içine al dünya.

efe murat


film | deniz tortum
 ses | alican çamcı