chris marker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chris marker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Chris Marker - La Jetee (1962)



Memory is the thematic and aesthetic core of Chris Marker's masterpiece La Jetée (The Jetty). Set in the far future, during the aftermath of third World War, the film tells the story of a man haunted by a distinct memory from the past, a beautiful woman he has seen as a boy in the airport just before the eruption of the war. That memory makes him a unique and indispensable individual to the victors who in trying to connect with the past and the future to salvage the present from a scarcity of important resources, are experimenting on its prisoners who have concrete mnemonic images. This man's most persisting memory is represented by a still picture of a woman in a pleasantly feminine posture, her face beaming with comforting contentment, and her hair flowing peacefully with the wind. It is his last memory of peace.

Sans Soleil'den Alıntı

«İzlanda'da hayali bir filmin yapımına başladım. O yaz, bir yolda üç çocukla tanıştım ve denizden püsküren bir yanardağ gördüm. Yeniden homurdanarak uyanıyordu.

Aya gidecek Amerikalı astronotlar oraya benzediği için eğitime buraya geliyorlarmış. Hemen bir bilim kurgu seti hayal ettim; başka bir gezegende bir yer. Ya da şöyle; bizim gezegenimiz ama başka bir yerden, çok uzaktan gelen biri için. Ayaklarının altına yapışan volkanik toprak üzerinde. çok yavaş, ağır hareketlerle ilerlediğini hayal ediyorum. Birden tökezliyor ve bir sonraki adımını, bir sene sonraya atıyor.

Hollanda sınırında, bir kuş cennetinin kıyısında küçük bir yolda yürüyor. Böyle başlıyor. Bu zaman atlaması neden? Hatıralar nasıl böyle bağlanıyor? Sadece öyle! Anlayamıyor. Aslında, başka bir gezegenden değil bizim geleceğimizden geliyor. 4001'den. İnsan beyninin tam kapasiteyle çalışabilmeye başladığı devir. Her şey mükkemmelliğe evriliyor, uyuklamasına izin verdiğimiz her şey hafıza da dahil olmak üzere. Bunun mantıksal sonucu; her şeyi hatırlamak bu da acıya duyarsızlaşmış bir hafıza demek.

Hafızasını kaybeden adamlara dair onca hikayeden sonra işte unutmayı unutan bir adamın hikayesi. Doğasındaki bir gariplik nedeniyle bu durumuyla övünmek yerine ve kendi gölgesini; bu geçmişin insanlarını küçümsemek yerine merakla ve merhametle yaklaşıyor.

Geldiği dünyada; hayal kurmak, bir resimden etkilenmek müzikle duygulanmak; ancak uzun ve acılı bir tarih öncesi döneme ait olabilir. Anlamak istiyor. Zamanın bu zaaflarının haksızlık olduğunu düşünüyor. Ve bu haksızlığa, Ché Guevara gibi, 60'ların gençliği gibi, kızgınlıkla tepki veriyor. O, zamanın üçüncü dünyalısı. Onların kendi zamanlarındaki yoksulluğa katlanamamış olması gibi o da mutsuzluğun, bu gezegenin geçmişinde var olmuş olmasına katlanamıyor.

Doğal olarak, başarısızlığa uğrayacak. Yoksul bir ülkenin sefaleti bir zengin ülke çocukları için ne kadar hayal edilemezse keşfettiği bu mutsuzluğu kavrayabilmesi de o kadar zor.

Ayrıcalıklarından vazgeçmeyi seçiyor ama bunu seçebilme ayrıcalığına sahip olmuş
olması konusunda yapabileceği bir şey yok. Yardımı dokunabilecek tek şey, tam da onu bu absürt araştırmaya itmiş olan şey; Mussorgsky'nin bir şarkı serisi. 40. yy. 'da da, hala söyleniyorlar. Ama artık anlamlarını yitirmişler. Ve işte ilk defa, onu dinlerken yavaş yavaş içine doğru çekilmekte olduğu bu şeyin hüzünle ve anımsamakla ilgisi olan ve daha önce anlayamadığı o şeyin varlığını hissediyor.

Elbette bu filmi hiç yapmayacağım.

Ama yine de mekanlar buluyor,kırılma noktaları icat ediyor, içine sevdiğim yaratıkları koyuyorum. Hatta filmin adını bile buldum. Aslında Mussorgsky'nin o şarkılarından da birinin adı: Güneşsiz.»


(Sans Soleil, 1983 - yön: Chris Marker)

Metnin tamamı (ingilizce / fransızca)

Chris Marker's Sans Soleil - The First Minute



İlk bahsettiği görüntü; 1965'te, İzlanda'da, bir yoldaki üç çocuğa aitti. Bunun kendisi için, mutluluğun resmi olduğunu ve diğerleriyle bu imge arasında birçok kez bağ kurmaya çalışmışsa da bunun hiç işe yaramadığını söyledi. Bir gün, bunu bir filmin başına; uzun, siyah bir giriş parçasıyla birlikte öylece koymak zorunda kalacağını yazdı. Resimdeki mutluluğu göremeyenler en azından siyahlığı görebilirdi.

The first image he told me about was of three children on a road in Iceland, in 1965. He said that for him it was the image of happiness and also that he had tried several times to link it to other images, but it never worked. He wrote me: one day I'll have to put it all alone at the beginning of a film with a long piece of black leader; if they don't see happiness in the picture, at least they'll see the black.

* * *

"Kim demiş zaman yaraları iyileştirir diye? Zamanın iyileştiremediği tek şeyin yara olduğunu söylemek daha doğru olur. Zaman geçtikçe, ayrılık acısı gerçek sınırlarını yitirir. Zaman geçtikçe, arzulanan beden yok olup unutulur. Ve arzulanan beden öteki için artık yok olmuşsa kalan şey, cisimsiz bir yaradan başka nedir?" Samura Koichi

«Qui a dit que le temps vient à bout de toutes les blessures ? Il vaudrait mieux dire que le temps vient à bout de tout, sauf des blessures. Avec le temps, la plaie de la séparation perd ses bord réels. Avec le temps, le corps désiré ne sera bientôt plus, et si le corps désirant a déjà cessé d’être pour l’autre, ce qui demeure, c’est une plaie sans corps.» Samura Koichi

Metnin tamamı (ingilizce / fransızca)