oğuz atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oğuz atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken

Korkuyu BeklerkenKorkuyu Beklerken by Oğuz Atay
My rating: 5 of 5 stars

4 haziran 12 & En çok bilinen ama bence en başarısız hikayesi 'beyaz mantolu adam'. Diğer hikayelerinin hepsi yeni, derin, içten dünyalar sunuyor. Özellikle 'Korkuyu Beklerken' adlı hikayeden sonra bir süre içime kıvrıldım.

Oğuz Atay'ın, Korkuyu Beklerken adlı hikaye kitabındaki tüm hikayelerinin altına oyulmuş bir 'bizleşmeye' çalışan ama bu çabanın nafileliği ile yüzleşip, bizleşme serüveninden benleşmeyi kabul etme hallerine geri varan karakterler mevcut. Bu mevcudiyet sonucunda geriye Don Kişotlaşmış bireyler kalıyor. Oğuz Atay'ın belki de en büyük başarısı, bu bireyleri naif bir hümanizm ve alaycı bir edebiyat dili ile kaleme almasında. Bence bunun en büyük nedeni, kendisinin de aslında bizleşememiş bir birey olmasıdır. 'Burada' olmayı, kabullenilmeyi, çembere dahil olmayı arzulamış ama hep 'orada' kalmıştır. Hayat hikayesine baktığımızda, dışlanmışlığını, arada kalmışlığını Kafka kadar somut göremiyoruz belki ancak her hikayesinde, kendisinin ve çevresinin farkında olan bireyler aracılığı ile Oğuz Atay'da kendisinin ve çevresinin farkında olan ve içten bir hesaplaşma yapıp, bu hesaplaşma sonucunda belki de Don Kişot gibi kendisiyle ve çevresiyle savaşmış biri olduğunu rahatlıkla görüyoruz. Bu savaşın sonucunda (bu savaşın sonucu olmaz gerçi, olsa olsa 'bu savaş sırasında' olur) da kendisini ister istemez çemberin dışında görmüş, 'buradan' 'oralara' varmış.

'sanki osmanlıların böyle huyları yoktu gibi geliyor bana. senin (babasına sesleniyor) fesli ve redingotlu resimlerini gözümün önüne getiriyorum da, bu görüntüyle ‘varoluşçu bir bunalımı’ yanyana düşünemiyorum doğrusu.' (oğuz atay, babama mektup)

Neticesinde, kendisi fesli ve redingotlu resimlerdeki insanlar ile varoluşçu bir bunalımı yanyana düşünemiyordu. Bu nedenle özünde ikisine de sahip olarak biz değil, kendisi olmayı başardı. Bu başarısını da her zaman bir yenilgi saydı. Oğuz Atay'ın, edebiyatını bu yenilgi üzerine inşaa ettiğini düşünüyorum.

View all my reviews

Oğuz Atay'ın "Babama Mektup"una Psikanalitik Bir Yaklaşım

Yazar: Hilmi Tezgör

“Tüm kadınlar sonunda annelerine benzerler: Bu onların dramıdır. Erkekler için böyle bir durum asla söz konusu olamaz: Bu da onların dramıdır.”
Oscar Wilde

Giriş 

Sigmund Freud ve psikanaliz yüz yılı aşkın bir süredir tartışılıyor. Cinsellik gibi bir kavramı öğretisinin merkezine alan bir düşüncenin yıllardır tartışılıyor olması son derece olağan. Freud ile ilgili tartışılmaz bir gerçek varsa bu, onun 20. yüzyıl edebiyatı üzerindeki büyük etkisi olsa gerek. Age of the Modern and other Literary Essays kitabında bu noktanın altını çizen Harry T. Moore da, “Modern edebiyat üzerindeki hiçbir etki Freud’unki kadar doğrudan olmamıştır” diyor. (23)

“Aslında ‘ruhiyat’la ilgili yenilikleri ben bile doğru dürüst bilemiyorum babacığım. (Mesela, egoist olduğun halde, sen de ‘ego’nun farkında değildin.) Bir yerde okumuş olsaydın da bana, ‘Oğlum sende Oedipus kompleksi var mı?’ diye sorsaydın ne karşılık vereceğimi bilemezdim sanıyorum” (Atay, Babama Mektup, 169). Bu alıntının yer aldığı “Babama Mektup”a psikanalitik bakış açısıyla yaklaşıldığında, Freud’un erkek çocukta gözlemlediği Oidipus Kompleksi’ni ne bütünüyle ve başarıyla aşabilmiş, ne de tamamen başarısız olmuş; ‘arada’ kalmış bir oğul ile (mektubun yazarı ile) karşı karşıya kalınır. Babanın ölümü sonrasında ona yazılan mektup ise, hayatta neler yapıp yapamayacağının artık iyice farkında olmuş bir bireyin iç hesaplaşmasıdır. Bu yazıda, bu düşünce örneklenerek açıklanmaya çalışılacaktır.

Oğuz Atay - Unutulan

"Ben tavan arasındayım sevgilim!" diye bağırdı delikten aşağı doğru. "Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara." Son sözlerimi duydu mu? "Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim." İyi. Durgun bir gün. Bütün hayatım boyunca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi bana. Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık. "Bir yerini kırarsın karanlıkta." Delikten yukarı doğru bir el feneri uzandı. Fenerli elin ucundaki ışık, rastgele önemsiz bir köşeyi aydınlattı; bu eli okşadı. El kayboldu. Ne düşünüyor acaba? Gülümsedi: Yine mi düşünüyor?