"İnsanı allah yaratmadıysa, o niye yalnız allaha teslim olunca mutlu
oluyor? İnsanı allah yarattıysa, niye insan ona isyan ediyor?”
-Blaise Pascal
Nerden bilebilirdik, bir psikiyatristin şizofren hastasıyla
görüşürken aslında hastanın psikiyatrist, psikiyatristin de hasta
olmadığını? Nasıl böyle emin olabilirdik? Veyahut bir konsomatris diye
siyaset bilemeyeceğine nasıl kanaat getirebiliyorduk?
Hiç ummadığım anda beni belimden sarıp, dünyanın en güzel raksını
etmemiş miydik? İşte o günden beri hiçbir konuda emin olamıyorum. Kimin
kim olduğunu çözemiyorum. Yıllarca tanıdığımı sandığım insanları
tanımıyorum. Hiç tanışmadığım suratları ise öyle iyi tanıyorum ki
-gülümseyişime karşılık vereceklerini, veya uzun süre gözlerimi onlara
dikince kafalarını kaldıracaklarını biliyorum.-
aslında “Bu kadar her şeye anlam yükleme” adlı kronik hastalığımdan
kurtulabilsem sorun kalmayacaktı. Ne demişti Dostoyevski, her şeyi
fazlasıyla anlamak hastalıktır. Hastalıklı ruhlarımız vardı, günlerce
yataktan çıkmayan, sürekli kafasında kurup-yazan. Komşu kadınların
acizliğimize üzüldüğü, hoca çağırıp okuttuğu kişilerdik. Bu kadar modern
insan olmamalıydık, belki bir parça düşünmeyi bırakmalıydık ya da hayal
aleminin varlığını unutmalıydık. Lakin rüyalar vardı bu sefer de. Onları
engelleyemezdik. Uyumadan önce 3 kulfü 1 elham okusak da görmemek için,
yine giriyordu o çocuk rüyalarıma ve fısıldıyordu kulağıma.